Kayıtlar

Mayıs, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Özgüvenin yerini sinsi bir alaycılığa bıraktığı anlar!

   Çok yakında raflardaki yerini alacak "Ben Metrobüs'e bindim ve kirlendi dünya" adlı romanım şöyle başlamakta;
O sabah yatağımdan garip bir şekilde özgüvenli, kendine aşık bir şekilde, harikulade hislerle uyanmıştım. Adeta kendimi Mustafa Sarıgül gibi hissediyordum. "Sayın Ciguly dişlerini işte böyle güzel fırçalar", "bu dünya da başka Sally Ciguly yok" gibi cümleler kuruyor, kendime ismimle hitap edip, önüne sayın gibi sıfatlar ekliyordum. Bir an önce sokağa çıkıp Şişli halkıyla kucaklaşmak istiyordum. İşte sonra, hazırlandım , evden çıktım ve metrobüse yürümeye başladım. 
                    Birazdan tehlikeli yolculuğum başlayacak, o teyze beni itip yine en güzel yeri kapacaktı. Metrobüs, maceralarımla, evrim teorisi arasında kurduğum garip bağlantı da, "doğal seleksiyonda ilk elenen sen olacaksın ve türünün devamını sağlayamayacaksın" diyordu. Bu yetmezmiş gibi "sonuçta, gecenin bir köründe, bomboş metrobüste yer kapamayan sen, ama…

İşte o Bendim ! Ben, ben Sally Ciguly !

Kadıköy-Üsküdar dolmuşlarına yeni zam geldiği bir dönem, TL'den altı sıfır yeni atılmış, camdan dışarıya izlerken, türlü türlü düşüncelere dalmış, dolmuşun kalkmasını bekleyen arkadaşıma yanına oturan kadın, birden "1.60 mı?" diye sorar, bir arkadaşım da döner kadına, gülümseyerek , "yok hayır, 1.65- 1.66 falan" diye cevap verir. Kadın cevap karşısında, anlamsızca suratına bakar, arkadaşım da kadına biraz sinirlenir doğrusu, bunun nesi anlaşılamamıştır acaba, bir de dolmuştayız ne alaka yani? hem böyle saçma bir soru soruyor, hem de cevabı beğenmiyor diye, aslında 1.67 ama ben biraz kısa söylüyorum, 1.65 e tamamlamadım, indirdim der içinden. Ama acaba kısa mı gösteriyorum diye de bir panik olmaz hani. Ama yuh yedi santimetre de az değil !

              Sonra şoförle, aynada göz göze gelirler, küçücük dolmuşta etrafına bakar herkes anlamsızca birbirine bakıyordur. Nasıl yani, hepsi mi kısa olduğumu düşünüyor  derken, dolmuş şoförü "evet 1.60 oldu…

O kıza Mektup !

Sevgili Dostoyevski Kızı;


        Biliyorum küçük bir çocukken, sana göre ağır olduğunu söylemelerine rağmen, ben çalışkanım, büyümüş de küçükmüşüm, her şeyi anlarım ayağına, "SUÇ VE CEZA"'yı okuduğundan beri şoktasın. Anlıyorum, delilik derecesinde, insan ruhu tahlili ve betimlemesiyle dolusun, ama her an kendinle ilgili çok samimi bir itirafta bulunacaksın diye ödüm patlıyor, ben gerçekten insanın kendisiyle ilgili çok samimi ve ağır bir itirafta bulunması karşısında çok acizim, Dostoyevski kızı, çünkü, sen SUÇ ve CEZA'yı okurken ben, teyzemin arka bahçesindeki kasabımda, et diye kiremit, ciğer diye mor taşlardan satıyor, anne bana dondurma ve füze oynuyordum, yalnız, biz füze'de bacak arasından geçiyorduk, daha zor oluyordu, anlıyor musun, ahh bir de banajö vardı ki, çok severdim ama sonradan anladım neden kaldırdıklarını, böyle dışı çikolata kaplı, içinde acayip yapay olmasından mı ne çok güzel olan, muz aromalı, muz şeklinde bir dondurmaydı, çocukl…

Ağladıysam Sevgilim !

"Ağladıysam sevgilim, Gurbet Yolları" adlı tgrt programında, Thomas'ın yıllar sonra Türk babasını bulması aklıma gelmiştir", adlı ayrılık romanımdan bir bölüm;
             "Oh bebeğim, sen daha iyilerine layıktın tabi ki; ben seni haketmiyordum, daha küçücük bir çocukken izlediğim Clementine'in bir bölümünde, iyileşeceğinden eminken, öldürdüklerinden beri o minik oğlakçığı, böyleyim ben dedi kadın, "oğlakçık öldü yaa, küçükcük çocuğun ohh oğlakçık da kurtuldu, artık yeni yuvasında her zaman mutlu olacak, hayat ne güzel bir şey umutları arasında, o yüzden bebeğim affet beni, lütfen affet, eğer dramatik sandığın olaylar karşısında attıysam kahkaha"!
Not: Umurumda mı sanıyorsun adlı yeni singlem çok yakında müzik marketlerde !

Bir huzursuzun huzur arayışı

"Bu tip eserler, unutmayınız ki, anti-art adı altında 1920'lerde Dadaistler'in pek bir gözdesiydi. "
       Nereden duyduysam bu cümleyi zira ben böyle cümleler kurabilecek yeterlilikte bir insan değilim, muhabbete bu şekilde dahil oldum, "bu ne lan sanat mı bu şimdi, alın yakın hepsini" ile bitirdim. İşte bunu dedikten sonra da, öylece kalakaldım, herkes bana bakıyordu, ben "allahım ne olur, yaka paça çıkarıp, dövmesinler, durduk yere manşet olmayalım, yok ya bunlar sanatçı duyarlı insanlar öyle şeyler de yapmazlar derken, aklıma, ellerindeki şarap kadehleri aklıma geliyor ve bunları bana fırlatma olasılıklarını hesaplıyordum,  birden herkes  alkışlamaya başladı beni, meğerse ben bir performans sanatçısı değil miymişim? İşte insanın hayatta kalma iç güdüsü, rüyamda da iş başındaydı, rüyayı hep absurd bir şekilde, olumlu bir başka olaya eviriyordu, linç edilmekten de böylece kurtulmuş oldum. İnsanları selamlarken, içimden, performans sanatçılığının en g…

Olimpiyat Meşalesi elimde !! Olimpiyat ruhu benimle !!

Sevdiklerim benimle gurur duyuyor ! 

              Kartal metrosu Olimpiyatlarında, 5000 mt engellide, Bronz madalya almayı hak ettim, altın madalyayı Göztepe'den binen, istikrarını ve disiplinini hiç kaybetmeyen, temposunu hiç bozmadan Koşan Semra Teyze, gümüş madalyayı ise agresif tavırlarıyla, özellikle yürüyen merdiven ve bantlarda etkili ve erken girişleriyle dikkat çeken Aysun Abla aldı. Ben ise, gelecek vadediyordum.

                Koşu sonrası, birinciliği kucaklayan ve bunu torunlarına hediye eden, Semra Teyze, uzun yıllar bunun için çalıştığını ve emeğinin karşılığını aldığı için çok mutlu olduğunu belirterek " her şeyin başı çalışmak, çalışmak, çalışmak yavrum, Atatürk de bu devleti kurarken çok çalışmıştı dedi ve 10. yıl marşını söyleyerek sevenleriyle kucaklaştı. Aysun Abla, çıkış fişeğini erken ateşleyen, hakeme yüklendi ve gerekli itirazlarda bulunacağını, bunun kabul edilemez bir hata olduğunu belirterek, başkalarını suçladı. Hiç bir umudu yokken üçüncülüğü alm…