Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BİR TELEFONDA OLMAMASI GEREKEN HER ŞEY!

Resim

Şehirler ve Renkler

İbn Haldun der ya "Coğrafya kaderdir." diye. Gerçekten de öyledir. Yaşadığın yerin iklimi, hangi tarih, yollar üzerinde olduğu, denize yakınlığı uzaklığı her şeyi etkiler sizi. Toprağa mı yakınsınız, dağa mı? Alçakta mısınız yüksekte misiniz? Her şey işler ruhunuza.  Küçük şehirlerin insanlar hep aynıdır. İhtiyaçları bellidir, ellerinde olanlar bellidir. Yapabilecekleri de işte oranın yerel kültürü nasıl şekillendiyse ona göre değişir. Hepsi aynı mimikleri, jestleri geliştirirler. Birbirlerinden başka insanlarla çok ilişki kurmadıklarından mı? herkes aynı olduğunda mı? Çok farklı tavırlar göremezsiniz. Sonra bu ne kadar farklı görünseler de çok tanıdık yapar insanları. Hiç olmadık bir yerde birinin sana tanıdık gelmesi o yüzdendir belki. Sorarsın yakın yerlerden çıkar o tanıdıklar. Hah hemşehricilik dediğin de belki bu oluyor. Senin coğrafyanın insanı sana tanıdık geliyor.  Küçükken değişik renkteki boya kalemleriyle filan oynardım. Onları başka başka insanlar yapardım. Ama…

Sally Ciguly ile Makyaj Teknikleri

Resim
Sally Ciguly ile Makyaj Teknikleri
         Sizin için acayip bir ürün buldum. Şuralara, şuralara ve şuralara biraz güneş ışığı sürüyoruz. Elmacık kemiği olmayan şüşko suratlılar özellikle sizin için birebir.




Mahallenin En Yakışıklı Adamı

Hayatımda gördüğüm en yakışıklı adam bizim mahallede bir müptezel. Hayat şartları onun tarzını bir hipstera dönüştürmüştü. İlk gördüğümde hayatımda gördüğüm en tarz, en yakışıklı adam bu demiştim. O saçlarla, o salaş kıyafetlerle Hollywood'un asi çocuğuydu adeta. Johnny Deep'in tahtını sallardı ki bence Johnny Deep yakışıklı da değildi. Sonra benden sigara istedi. gözlerine bakıp yok kardeş dedim utangaç, kızaran yanaklarımla. Gülümsedi. Balkan sofrasına girip kurulfasulye yedi. Ben de bi çılgınlık yapıp bol sarımsaklı bir kelle paça içmiştim. Ondan önce aşırı zayıf ve bakımlı kızlar önümde sırada diye az mercimek,taze fasulye ve salata söylüyordum neredeyse ki taze fasulye en sevdiğim yemeklerden biriydi de ama işte tam bir eşleşmeyen olarak ille zıtlaşacaktım. Neyse ki, baskılar beni yıldıramadı. KIzlar adama ilk önce hayretle sonra küçümseyen gözlerle baktıkar. İçimden hadi hadi dedim siz de beğendiniz ve şaşkınsınız. İnsanları giyimlerine, yediklerine, içtiklerine, tipleri…

Dedi ve....

Size İzmir Fuarı'nda nasıl belden aşağıma felç indiğini anlatmış mıydım? Aaa hemen anlatayım o zaman. 
                   Asla yapmam deyip, iki dakika sonra asla yapmam dediğim şeyi böyle canla başla, zevkle yaptığım bir dönem vardı. Artık arkadaşlarım bana "dedi ve yaptı Selen" diyorlardı. Asla demem ve arkasından o yapmam dediğim şeyi yapma hızım, ciddi patalojik bir soruna işaret ediyordu çünkü.                        Birgün kuzenlerim ve kardeşimle, İzmir Fuarı'na gittik. Lunaparkta dolaşıyoruz. Kuzenlerim birden, hadi radara binelim dedi. Radar dediğim de tırt bir roller coasterımsı işte. "Asla binmem ben ona ya" dedikten sonra kendimi biletler alınmış, sırada beklerken buldum. Ben ne yapıyorum ya derken çoktan radarın içine kardeşimle oturmuş, yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştık bile. Artık her şey için çok geçti. Kardeşim de o dandik rayların, zangır zangır titreyen inşaat iskelesi gibi demirlerin farkına varmış olacak ki, "Biz böyle bir şeyi…

Sinek Kapan Eğitim Merkezi

Resim
Merhaba, bu Co !


MODERN ZAMANLAR - DOĞUM GÜNÜSÜ

Resim
Doğum Günüsü adlı kısa filmim!





Gözlerini açıp kapatan İsa heykeli, Jesus Christ !

Resim
Aranan bir kanun kaçağı çareyi Meksikada bir klisede İsa heykelin yerine geçerek saklanmakta bulur. bir gün kliseyi ziyaret etmekte olan bir ziyaretçinin heykelin gözünü açıp kapadığını farkedip videoya çekmesiyle işler karışır. artık dünyanın dört bir yanından insanlar kasabaya akın etmektedirler.
 Woody Allen'a da çektirttik mi filmi, bu iş tamam.

İnşaattan Atlayan Efsanevi Nesil

Rica ediyorum artık bana inşaattan atlayan efsanevi nesil övmeyin. O inşaattan atlama çelınçları yüzünden yemin ederim bilekten 9-10 cm bacak boyum içeri kaçtı, alttan gelen baskıyla üst bacaklar kalınlaştı. 1.78 olacak kadın kaldı güdük gibi.                               Sonra O hiç atlayamayan, hiç sevmediğiniz, beceriksiz çıt kırıldım, mıy mıy kız uzun, ince bacaklarıyla, piremses gibi tavırlarıyla sahillerde serim serim güneşlenirken, biz şüşko, kısa bacaklarımızı pareolarla, havlularla saklamaya çalışıp, "ya ben güneşlenmeyi sevmiyorum ya, bir de beyazım ya çok yanıyorum." yalanlarına sığındık. Neden ha neden? #sadecesoruyorum

Huckleberry Finn !

Resim
"Çok aşırı merak ettiğim şeyler var ve hiç birini öğrenemeyeceğimi biliyorum." fotoğrafı.



                        Hehehe, her popi şey gibi denemezsem olmazdı ama bence güzel oldu.

Pirins Charles !

Resim
  Merhaba, bu küçük kefir mayam Charles !
Şu an bir kaç mikroorganizmanın bileşimi basit bir varlık olabilir fakat Darwin projem kapsamında kendisini büyütüp geliştirip, beni anlayan büyük ve komplike bir varlığa dönüştürüp, kendisiyle evlenicem. Evet, evde yalnız kala kala çılgın bir bilim adamına dönüştüm. Sağlıklı beslenmekle yetinemyorum. Sevgiler !

Son Druid !

Tanrıları kızdırdım ! 


INTERSTELLAR-5-

Intersteller'ın devam filmi için yazdığım yeni senaryonun konusu;



Arkadaşlarla dışarıya çıkıyoruz, masaya çerez ya da mısır geliyor. Bir çılgınlık hali baş gösteriyor. Bizim tabağın bitme hızıyla koskaca bir karadelik oluşturup, dünyayı içine çekebiliriz yani o derece. Kara delik oluşması için yeterli niceliğe sahip maddeler bizleriz resmen.                          Bizim dışımızdaki her yerde zaman normal akışına devam ediyor, bizim için duruyor. Zamanı büküyoruz.. Işınlanma için gereken o hız, biz çerez yerken elde edilebilir. Işınlanma için gerekli teknoloji, kajularla, antep fıstıklarını seçerken biziz.  Daha büyük bir tabak olsa, geri döndüğümüzde, bize bir an gibi gelen zamanda etrafımızdaki insanlar yaşlanmış olabilir.                          Tabağımızı bitirip, her şey normale döndüğünde; yan masadaki kız ilk defa mısır tabağına uzanıp, aldığı tek mısırı 3 hamlede yiyor. 

Sevgili Günlük

Resim
60 yaprak kareli okul defteri gümlüğümün kapılarını bir tek size açtım.


YAZLIKTAN MEKTUPLAR

Resim
Mektup işine geri döndüm. Tüm yalnızlar, mutsuzlar, mektuplaşmayı özleyenler, nostalji meraklıları, ne bir ses ne de haber gelmiyor sendenciler! Mektup isteyene tanesi 15 tl den yazıyom. Masraflar benden. 20TL ye kuşe kağıda yazar kalpli zarfla atarım ama bence organik olan bu, kendi ortamında. 
iBAN No : TR. HAHAHAHAHAHAHAHAHA
Para hesaba geçince mektupu yolluyom.






Nerelisiniz Testi !

Birgün ailecek "Kim 500 Milyar İster" adlı yarışmayı izliyoruz. Henüz Türk Lirasında 6 sıfır atılmamış, gerçi hala adı benim için "Kim 500 Milyar İster" ! Bir yerin açılışında yapılması gelenek haline gelen hareket nedir diye sordular. Bir heyecanlandık anlatamam, ailecek bilinçsizce, şıklar daha açıklanmadan, hep bir ağızdan "lokma döktürmek" diye haykırdık ama nasıl eminiz şıklar açıklanıyor gelmiyor bir türlü lokma döktürmek. Son şık açıklandı, o an anladık. Kenan Işık adeta bize dönüp, "tebrikler Manisalısınız" dedi.
Cevap : Kurdela kesmek ! 

Raylı Tren !

Resim
Tüm çocukluğum boyunca delice istediğim tek bir oyuncak vardı, raylı tren. Raylarını kuracaktım, istasyonu koyacaktım kenara, ortasında oturup, fır fır dönüşünü izleyecektim. Hayır ilk torunum, düt dedim mi dağlar keçi doluyor. Her istediğimi de yaptılar ama ben en çok bunu istedim ve bir türlü alınmadı. Hep içimde bir yara kaldı.               Ben büyüdüm, üniversiteyi kazandım. Tatile memlekete döndüm. Tüm aile toplanmış, bir konuşma sırasında "her istediğini yaptık, ne istediyse aldık" dediler.  "Yooo her istediğim olmadı, atmayın dedim." ne istedin de yapmadık dediler. Ya dedim "yaptınız, yapmadınız da, belki iyi oldu belki kötü orasını bilemem de ama hep tren istemiştim raylar üzerinde fır fır dönecek, en büyük hayalim buydu. çok özenirdim ama almadınız. Çok üzülürdüm ben, kendi kendime ne bulursam ray yapardım, arabaları oynatırdım üzerinde.                Bir kere misafirliğe gittiğimiz gurbetçi ailesinin evinde görmüştüm, hayallerimin …

HAYATA TROLLEYEREK BAŞLAMAK

Annem aşırı derecede oğlu olsun istiyormuş. O zaman ultrason yok tabi. Bizim ailede de evcil hayvanlara kadar dişi. Aşırı derecede bir erkek özlemi var. Çok yaşlılar haricinde amca, dayı filan da yok. Bir hala iki teyze, dört kuzenimin hepsi de kız.             Benim doğacağım sene de kız bebek doğmuyormuş minik şehirde, eminim daha da heyecanı arttırmışlar. Kurban Bayramı boyunca kız bebek doğmuyor. Heyecanı düşün, ben üniversite sınavına gireceğim zaman, İzmir'den aile yaşlıları gelip bahçede dua okuyor 15 kişilik bir grup, doğumu düşünün bir de, eminim davullarla "lay lay lay lay laaa" geliyor geliyor erkek çocuk geliyor diye marşlar okunuyor.              Kurban Bayramı'nın birinci günü kız bebek yok, ikinci günü kız bebek yok, 3. günü kız bebek yok, dördüncü günü ben doğmuşum. Yerel bir gazetede "Manisa sonunda kız bebeğine kavuştu" diye haber çıkmış.       Acaba içimden nasıl annemin suratına bakıp bakıp gülüyordum. 

Her Affediş....

Resim
Deli deli düşünerek adliyeden çıktım, ama beynim patlayacak, bahçeli evlerin aralarından dalmış yürüyorum. Birden acayip bi ıhlamur kokusu geldi, "Seloş" dedim! Biz kendi aramızda kendimize Seloş diyoruz, "bir mola lütfen, şu kokunun tadını çıkar be güzel kardeşim." Tam etrafıma bakarken bir dut ağacı gördüm. Yauv dedim ne kadar da çocukluğum, ne kadar da country staylo. Tabi her taşralının yapacağı üzere hemen " dut toplayem de yiyem şurda" diye düşündüm. Sarkmış dallardan dut topladım, gittim ıhlamur kokusunun en yoğun geldiği yere çömdüm kaldırıma. Mis gibi ıhlamur kokuyor, yıllar sonra ilk defa ağaçtan topladığım dutu yiyorum. O an 8 yaşında filanım. Çocukluğuma ani bir dönüş yaptım. Kafamı bi kaldırdım, duvarda bir yazı. Evren bana mesaj yollamış. Dedim "karrşimm ben hayat molasındayım şu an,kusura bakma ama ders mers yoook !"



Teyze Anne Yarısından Bir Fazla

Annem hastanede yatıyordu ve ben yemek yemek için Niloş'a gitmiştim gece refakat etmeden önce anneme. Televizyon açıktı ve Survivor vardı. Masayı hazırlarken öylesine konuşuyorduk, tam masaya oturduk  Survivor'da bir yarışma anons edildi. Yarışmacıların annelerine yarışmacılar ile ilgili, en sevdiği renk, en sevdiği yemek gibi sorular soracaklar ve en çok bilen ödülü kazanacaktı. Ben de teyzeme bakıp güldüm, düşünsene yarışmaya katılmışım ve anneme soru soracaklar diye, baştan kaybettik yarışmayı? önce güldük öyle ama ben baya üzülmüştüm. Niloş birden  "üzülme teyzem dedi ben cevaplarım annen yerine." sonra birlikte aynı anda soruları cevaplamaya karar verdik.             Kaç soru sordularsa hepsine aynı anda, cevap verelim diye anlaştık. Yarışmacıların anneleri bilemezken bir çok sorunun cevabını Niloş çatır çatır cevaplıyordu.Biz aynı anda aynı cevapları veriyorduk. Ben de anlamsız bir rahatlama olmuştu. O rahatlamayı tarif edemiyorum. Sevinmek değildi, mutluluk de…

Eski Sevgili Tarifemize Hoşgeldiniz !!

Yeni bi iletişim şirketi kurup "eski sevgili" tarifemizde bize verdiğiniz isimlere ve numaralara atılan mesajları ve aramaları 55TL den faturalıyacaz. Saat 22.00 ile 06.00 da atılan mesaj ve yapılan aramalar beş katı fazla faturalandırılacak. Böylece bu sorunun önüne geçebileceğimizi umuyorum allahın izniynen.  Rüyamda gördüm, aklıma sen geldin gibi kelimeleri otomatik olarak belirleyip size "aptal mısın?" "ya sen nasıl bir gerizekalısın" "allah bilir şimdiye kimin poposuna bakıyor, kimlerle flört ediyor, kimlere gülücükler atıyordur gibi bir uyarı göndereceğiz ve ardından tekrar mesajı ya da aramayı fazladan faturalandıracağız.

Alternatif Tıp

      Afedersin modern tıppı reddediyorsun da, şimdi allah korusun burada popona paslı çivi battı, ha batmasın tabi de battı diyelim, yeşil çay mı siparis edip basalım deyip bastı kahkayayı. Bu normal Sally Ciguly tepkisini Verememiş ve Sadece gülümseyip kafasını sallamıştı. Diyenden diyemeyene dönüştüğüm bu süreci anlattığım "Sindirim" adlı, yeraltı edebiyatının en dondirik kitabı olarak lanse edilecek kitabımı çok yakında dinlenme tesislerinin raflarında 3.75 e bulabilirsiniz.

Gene bir Hıdırellez, Ben Ağaca Dilek Asıyorum.

Resim
         Yine Hıdırellez gelmişti. Maçka Parkındaki Hıdırellez kutlamalarına saat 22.00 da giderken telefondaki arkadaşıma Hıdırellez dileklerinin neden aşırı abartılı olduğunu sorgulatmaya çalışıyordum. Evet, çünkü gerçekleşmeyeceklerini biliyorduk.          Geçen sene sadece çizmemiştim adeta üç boyutlu maketler yapmıştım. Hıdırellez dileklerimi bir inşaat firması, bir mimarlık ofisi ve ya bir araç şirketi görse kesin beni işe alırlardı. Ne karavanlar ne arabalar. Eminönü'nden alınmış sahte dolarlara da sıfır eklemiştim. Milyor dolorlor yani, o derece. Bir tomar altı sıfır eklenmiş sahte dolar. Tabi Fulya'da elektrik kutusunun arkasında, kedilerin sıçtığı yerde zorla bulduğumuz gülağacının dibine gömdüğümüz için belki gerçekleşmemişti dileklerimiz. Hızır ve İlyas orada buluşmayacaktı belli. Belki de sahte dolarlarımın üzerindeki koskocaman geçersizdir yazısı yüzünden hala elimdeki sahteleri dışında bir dolar dahi kazanamamıştım. Neyse, henüz çizimlerimdeki gibi bir ev ya da a…

AH YALAN DÜNYA

Resim
Kavgada hep dayak yiyen çocuktum ben. O yaştaki çocuğun hayat mücadelesi miydi sokakta varolmak bilmiyorum ama annem artık sinirlenmeye başlamıştı. "Sen neden bi tane vuramadın?" diye sorardı hep. Vuramazdım, çünkü o benden hep küçüktü, hep zayıftı. Lanet olsun ki hep iriydim ben. Belki de toplum tarafından henüz şekillendirilemeyen karakterim, doğam aslında iyiydi, şiddeti reddediyordu belki de ilkel çağlarda yaşasak doğal seçilimde ilk elenen ben olacağım, yok edileceğim. Tam bir pasifisttim, şiddeti reddeden. Artık annemi bu doğa nasıl sinir ettiyse "bir daha dayak yeyip eve gelme, eğer biri sana bir şey yaparsa karşılığını vereceksin!" diye kızdı. Annem resmen vur, kır, parçala bu maçı kazan diyordu biri sana sataşırsa, çünkü ben hiç kavga başlatmazdım, emindi bundan. Dayak yemeyeceksin, hakkını savunacaksın, dayağını yersen de ağlayarak eve gelmeyeceksin diye aldım emirleri birinci elden. Söz verdim kendi kendime. Birisi bana vurursa ödetecek…

ÜÇÜNCÜ YENİ

Birgün arkadaşlarla bir ergen ortamındayım, herkes Ölü Ozanlar Derneği okuyup gelmiş belli. kötü bir kopyasını oluşturmaya çalışılıyor Ölü Ozanlar Derneğinin. Başımızda da bizden daha büyük, daha bildiği sanılan bir kaç tip, herkes ağızlarına bakıyor hayran hayran. Tabi Selen ergenken bile yer mi bunları, kız düşürmek için gelmişler belli diye döndüm yanımdaki arkadaşıma. O da kızdı bana, bu nasıl bir sığlık dedi. Adeta her şey sanat için. Nasıl umursamaz tavırlar altında sinsi sinsi kız kesiyorlar. Nasıl yalan bir ortam, kimse birbirini anlamıyor ama anlamış gibi yapıyor. Herkes yazdıklarını nasıl özgüvenle okuyor, herkes bir Turgut Uyar, bir Cemal Süreya sanki. Sevdikleri şiirleri okuyor ve çözümlüyorlar, semboller havada uçuşuyor. Ama ortam böyle offf diyorum. Herkes bir şair. Devrik cümlelerden başım dönmüş. Mum ışıkları, şarap kadehleri eşliğinde en tok sesleriyle durmadan anlatan ve hımm diye onları onaylayan insanlar var, kimisi hiç katılmıyor. O daha çok okumuş, daha çok…

MİNİ ÖYKÜ

Resim
 "Annem her şeyini herkese anlatma derdi. Sonra Facebook çıktı."